Rastgele yüzen buzlar gibi görünen şey, aslında buzulun nasıl davrandığına dair okunabilir bir kayıttır: Düzgün, dümdüz bir yüzü olan bir blok, lagünün kendiliğinden hoş şekiller alacak biçimde donduğunu değil, buzulun bir kırık hattı boyunca koptuğunu gösterir.
Önemli noktaları göster
İşe yarayan bakış açısı değişikliği de budur. Bir buzul lagünü, buz koptuktan sonra geriye kalan şeyden ibaret değildir. Kanıtların toplandığı bir bekleme alanıdır. Önünüzde duran parçalar, buzulun nasıl hareket ettiğine, nerede çatladığına, beraberinde ne taşıdığına ve her bir parçanın suda ne kadar süredir eridiğine dair ipuçları taşır.
Yanınızda korkuluğun dibinde duruyor olsaydım, önce üstü düz ya da duvar gibi keskin bir yüzü olan bir buzdağını gösterirdim. Bu tür bir şekil önemlidir; çünkü buzullar, suya yumuşak, yuvarlak kütleler halinde kopup düşmez. Kırılarak ayrılır.
USGS, yani Amerika Birleşik Devletleri Jeoloji Araştırmaları Kurumu, calving'i, bir buzulun kenarından, çoğu zaman yarıklar ve başka gerilim bölgeleri boyunca, buz parçalarının koparak ayrılması süreci olarak açıklar. Daha sade bir ifadeyle, buzul gerilim altındaki hareketli bir kütledir. Bu iç çatlaklar ön cepheye ulaştığında, bütün levhalar kopup ayrılabilir. Bir buzdağındaki düz bir yüzey, çoğu zaman bu olayın taze kırık yüzeyidir.
İnsanları bir anlığına susturan da tam olarak budur. Blok gibi buzdağı, yalnızca buzun suya düştüğünü göstermez. Buzulun iç yapısını korur. Siz, hareket eden bir buz kütlesinin kırılmış bir duvarına bakıyorsunuz.
Şimdi eğri duran ya da tuhaf biçimde dengesiz görünen bir parçaya bakın. Bu, genellikle kopmanın ardından dönüp devrilmeye işaret eder. Bir parça buzuldan koptuğunda, suya girerken ya da erime ağırlık merkezini değiştirdikçe takla atabilir. Bir zamanlar buzulun yanı olan yüzey, gökyüzüne bakar hâle gelebilir.
Gelgit etkisindeki buzulları izleyen buzul bilimciler, buzdağı biçiminin hem kırılmayı hem de sonrasındaki erimeyi yansıttığını uzun zamandır belirtir. Yeni kopmuş parçalar çoğu zaman köşeli biçimlerini korur. Daha yaşlı olanlar köşelerini kaybeder, çöker ya da döner. O hâlde eğik bir blok, iki aşamalı bir hikâye anlatır: Önce kırılma, sonra yeniden yer değiştirme.
Burada kısa bir öz kontrol yapmayı deneyin. Düz yüzlü bir blok, eğik bir parça ve daha küçük, yuvarlak bir parça bulun. İlki büyük olasılıkla en açık biçimde kopmayı anlatır; ikincisi kopmayı artı dönmeyi; üçüncüsü ise buz üzerinde daha uzun süre çalışan erimeyi.
Eğer bu yalnızca manzaradan ibaret olsaydı, neden bu kadar çok parça sanki kırılmış, eğilmiş ve ayrıştırılmış gibi görünürdü?
Bir buzdağındaki mavi bir çizgi ya da koyu mavi bir duvar, yalnızca şeklin anlattığından farklı bir şey söyler. Buzul buzu, onu beyaz gösteren küçücük hava kabarcıklarının büyük kısmını dışarı itecek kadar sıkıştığında mavi görünür. Buz ne kadar yoğunsa, kırmızı ışığı o kadar çok soğurur ve mavi tonun baskın çıkmasına o kadar çok izin verir.
Bu da şu anlama gelir: Belirgin bir mavi bölüm, yakın zamanda donmuş taze kardan değil, çoğu zaman basınç altında oluşmuş, daha yaşlı ve daha sıkışık buzul buzundan gelir. Bir kırılma bu mavi iç kısmı görünür hâle getirdiğinde, lagün size yalnızca yüzeyi değil, buzulun içini gösterir.
Artık ipuçları hızla üst üste binmeye başlar. Düz üst: levha gibi bir kopuş. Tırtıklı kenar: etkin bir kırık. Mavi buz: yoğun, sıkışmış iç kısım. Daha büyük kütlelerin etrafındaki o küçük, dağılmış buz parçaları, yani kırıntı buzlar: yakın zamandaki kırılma ya da çarpışmalar. Lagün, durağan bir manzaradan çok, tekrar eden mekanik olayların ardından kalan bir görüntü gibi okunmaya başlar.
Temiz görünen buzun içinde gri ya da kahverengi bantlara, tozlu lekelere ya da koyu bir çizgiye bakın. Bu, çoğu zaman tortudur ve bütün lagündeki en iyi ipuçlarından biridir. Buzullar, ana kaya üzerinde aşındırarak ilerlerken kaya unu, çakıl ve daha iri döküntüleri alıp aşağıya taşır.
Bu tortu bir buzdağının içinde görüldüğünde, o parçanın bir zamanlar buzulun içinde döküntü barındıran bir bölümüne ait olduğunu gösterir. Kirli bir şerit, eski bir yüzey katmanını, kıvrılmış bir buz bandını ya da buz akıntılarının birleştiği yerde toplanmış döküntüyü işaretleyebilir. Her durumda, buzulun saf bir donmuş su bloğu olmadığının kanıtıdır. O, zaman içinde madde taşıyan hareketli bir buzdur.
Bu, geri çekilmeyi anlamaya da yardımcı olur. Bir buzul incelip geri çekildikçe, çoğu zaman ön yüzünde daha yaşlı buz katmanlarını ve farklı tortu düzenlerini açığa çıkarır. Lagün tek başına tam bir tarih vermez; ama tortu taşıyan buzdağları, lagünü besleyen buz cephesinin buzul geri çekilip parçalandıkça değişmekte olduğuna işaret edebilir.
Parça boyutu önemlidir. Buzul cephesine yakın birkaç dev blok, çoğu zaman yakın zamanda büyük levhaların koptuğunu düşündürür. Çok sayıda küçük parça ise, özellikle köşeli kırıntı buzlarla karışmışsa, tekrarlanan kırılmalara, çarpışmalara ya da büyük parçaları hızla aşındıran erimeye işaret edebilir.
Aralarındaki mesafe de önemlidir; gerçi burada dürüst olmak gerekir. Buz, ilk düştüğü yerde kalmaz. Rüzgâr, akıntılar ve son hava koşulları parçaları bir araya toplayabilir ya da birbirinden uzaklaştırabilir; bu yüzden her buzdağı tek tek ele alındığında, hepsi birer birebir olaya kusursuzca karşılık gelmez. Bazı ipuçları güçlüdür; bazılarıysa yalnızca ima edicidir.
Ama geniş ölçekli örüntüler yine de geçerlidir. İçinde aynı anda birçok farklı boyutta parçanın bulunduğu bir lagün, genellikle etkin bir sistemi yansıtır: bir uçta yeni kopmalar, daha dışta daha yaşlı ve eriyen parçalar, arada da durmaksızın süren bir yeniden dağılım. Bu, faydasız anlamda bir kaos değildir. Bazı sayfaları sırası bozulmuş bir kayıttır.
Burada haklı bir itiraz var. Buzdağları karmaşıktır. Yeniden çatlarlar, devrilirler, alttan erirler, birbirlerine çarparlar ve sürüklenirler. Durum buysa, bir lagünden gerçekten ne kadar şey okunabilir?
Cevap şu: Büyük mekanikleri görmeye yetecek kadar çok, ama her seferinde tek bir buzdağının hikâyesini eksiksiz anlatmaya yetecek kadar değil. Düz bir yüzey yine de güçlü biçimde kırılmayı düşündürür. Yuvarlaklaşmış kenarlar hâlâ genellikle daha fazla erime anlamına gelir. Gömülü tortu, buzulların taşıdığı malzemeye işaret eder. Mavi iç buz, buzul gövdesi içindeki sıkışmayı ve yaşı göstermeyi sürdürür. Bunlar güvenilir örüntülerdir.
Aşırı iddialı olacak şey ise, yalnızca bir bakışla belirli bir buzdağının tam olarak hangi gün, tam olarak nasıl koptuğunu söylemek olurdu. Buzul bilimciler bunun için art arda çekilmiş fotoğraflara, arazi ölçümlerine, radara ve uydu kayıtlarına başvurur. Lagün, buzul davranışının her cümlesini değil, dil bilgisini öğretir.
Bakmak için tek bir basit yöntem istiyorsanız, şu sırayı izleyin: önce şekil, sonra renk, sonra kir, sonra boyut. Şekil size en çok kırılma ve dönme hakkında bilgi verir. Renk, sıkışmayı ve açığa çıkmış iç buzu anlatır. Kir, buzulun ne taşıdığını gösterir. Boyut ise bir parçanın taze kopuştan erimeyle aşınmış kalıntıya uzanan döngünün neresinde durabileceğine dair fikir verir.
Ve aklınızın bir köşesinde şu düşünce hep dursun: Bunlar rastgele donmuş su parçaları değildir. Her biri, geriliminden, yapısından, taşıdığı maddeden ve çözülüşünden bir şey koruyan, hareket hâlindeki bir buzulun kırılmış parçalarıdır. Göz önünde duran asıl aydınlanma budur.
İster korkulukta dururken, ister teknede, ister bir fotoğrafa bakarken olun, bütün lagüne bakmadan önce tek bir buz parçasını bir kanıt gibi okuyun.