Bir koç, yüzü bir insanınki gibi tam size dönük görünse bile, dünyayı aynı anda sizden çok daha geniş bir açıyla görebilir. İnsan gözleri öne bakar ve ön tarafta güçlü, ortak bir görüntü kurar. Koçun yüzü ise başka türlü çalışır; neyin nereye yerleştiğini bir fark ettiğinizde, hayvanın bütünü çok daha anlaşılır hâle gelir.
Önemli noktaları göster
O doğrudan bakış insanı biraz yanıltır. “İşte, tam bana bakıyor” diye düşünürsünüz. Ama koyunlar dünyayı, bizim yaptığımız gibi dar bir ön pencereden algılamaz. Gözleri başın yanlarına daha yakın yerleşmiştir; bu da her gözün çoğunlukla kendi tarafındaki geniş bir alanı tek başına taraması demektir.
Bir tarlada koyunları izlediyseniz, başları aşağıdayken bile yan tarafta bir şey kıpırdadığında tepki verebildiklerini fark etmiş olabilirsiniz. Bu, sebepsiz yere ürkek olmaları değildir. Görsel düzenek tam da olması gerektiği gibi çalışıyordur.
Basitçe anlatırsak şöyle. İnsan gözlerini yüzün ön tarafında birbirine yakın yerleştirirseniz, önde geniş bir örtüşme alanı elde edersiniz. Bir koçun gözlerini birbirinden daha uzak, başın yanlarına doğru yerleştirirseniz, her göz kendi tarafında çok daha geniş bir alanı kapsar. Başın yanı. Geniş tarama alanı. Arkada küçük bir kör nokta. Önde daha az örtüşme.
İşte bu son kısım önemlidir. Koyunlar, bizim ince derinlik hesabı yapmak, okumak, iğneye iplik geçirmek ya da tam karşılarındaki uzaklığı hassas biçimde kestirmek için kullandığımız kadar zengin, ortak bir ön görüşe sahip değildir. Bu hassasiyetin bir kısmını geniş farkındalık uğruna feda ederler; uzun zaman boyunca başkalarının öğle yemeği olma tehlikesiyle yaşamış bir hayvan için bu son derece mantıklı bir takastır.
Bunun doğanın rastgele yaptığı bir süsleme olmadığına dair güçlü kanıtlar da var. Martin S. Banks ve çalışma arkadaşları, 2015 yılında Science Advances'ta 214 kara hayvanı türünü inceleyen bir araştırma yayımladı. Basitçe söylersek, gözbebeği şekliyle gözlerin yerleşimi, hayvanın nasıl yaşadığı ve neyi gözetmesi gerektiğiyle örtüşüyor. Çevresindeki dünyayı izlemek zorunda olan av hayvanlarında, başın yanlarına yerleşmiş gözler ve uzamış gözbebekleri sık görülüyor. Karşısındaki mesafeyi hesaplayan yırtıcılarda ise daha öne bakan gözler ve farklı gözbebekleri bulunuyor.
Yani bir koçun yüzüne baktığınızda, sadece bildik bir çiftlik hayvanı görmüyorsunuz. Kafatasına işlemiş bir hayatta kalma haritasına bakıyorsunuz.
Geri kalanını anlatmadan önce, sizce o koç başını çevirmeden gerçekte ne kadarını görebilir?
Küçük bir deneme yapın. Ellerinizi yüzünüzün önüne değil, başınızın iki yanına kaldırın; sonra dikkatinizin dümdüz öne değil de iki dirseğinize doğru açıldığını hayal edin. Bu bile tam anlamıyla koyun görüşü değildir ama fikre biraz daha yaklaştırır: Dünyanın daha büyük bir kısmı yanlardan etrafı sarar, daha azı ise tek ve ayrıntılı bir ön görüntüde toplanır.
Şimdi gelelim insanların çoğunlukla gözden kaçırdığı noktaya. Mesele yalnızca gözlerin nerede durduğu değildir. Koyunların bir de yatay doğrultuda uzamış gözbebekleri vardır; yanlamasına uzanan, neredeyse dikdörtgeni andıran o uzun açıklıklar.
Bu gözbebeği şekli, yer boyunca uzanan geniş bir dünyayı toplamaya yardımcı olurken yukarıdan ve aşağıdan gelen parlamayı azaltır. Otlayan bir hayvan için bu, olabilecek en pratik anlamda işe yarar. Koyunun beslenirken ufku ve yakındaki zemini göz önünde tutmasına, aynı anda da geniş bir alandaki hareketleri izlemesine yardımcı olur.
Üstelik evet, iş bununla da bitmez. Otlayan hayvanlar üzerine yapılan araştırmalar, başlarını aşağı indirdikçe gözlerinin dönerek bu gözbebeklerini yere kabaca paralel tutabildiğini göstermiştir. Yani hayvan eğilip otlarken bile görme sistemi geniş ve yatay bir manzarayı öne çıkarmayı sürdürür. Doğrusu bu, çiftlik hayatına göre tasarlanmış müthiş bir mühendislik parçası gibi.
Dolayısıyla koç dünyaya sizin baktığınız gibi bakmıyor. Her gözün yana dair bol miktarda bilgi topladığı, yatay gözbebeklerinin de bu görüntüyü yere yakın yaşam için düzenlemeye yardım ettiği panoramik bir gözetim yürütüyor.
Dürüst olmak gerekirse, asıl altı çizilmesi gereken nokta da budur. Geniş bir görüş alanı, koyunların her yönde her şeyi mükemmel gördüğü anlamına gelmez. Bu, onların keskin, öne yığılmış ayrıntıdan çok gözetleme için tasarlanmış olduğu anlamına gelir.
İnsanlarda iki gözün ortak gördüğü alan, yani binoküler örtüşme, daha güçlüdür. Bu örtüşme, tam karşıdaki derinlik algısına ve ince odaklamaya yardım eder. Koyunlarda önde bu alan daha azdır; bu yüzden geniş bir bölgede bir şeyin varlığını fark etmede, onu bizim yaptığımız türden bir ön hassasiyetle incelemekten daha iyidirler.
Bu ödünleşme, davranışlarını nasıl yorumladığınızı da değiştirebilir. Başını birden kaldıran bir koyun, “ortada hiçbir şey yokken” ürkmüş olmayabilir. Siz daha fark etmeden çok önce, yan tarafta uzakta bir hareket yakalamış olabilir. Onun bakış açısından dünya hep kenarlardan gelir.
Bunu bir kez öğrendiniz mi, koyunlar size artık ifadesiz ya da tuhaf biçimde ilgisiz görünmez. Önlerindeki dünyayı görmezden gelmiyorlar. Sizinkinden çok daha geniş bir haritayı izliyorlar; yüzleri ise hikâyenin ancak yarısını anlatıyor.
Bu yüzden bir dahaki sefere bir koç ya da koyun gördüğünüzde, önce gözlerin nerede durduğuna bakın, sonra da yatay gözbebeklerini hatırlayın. Yalnızca bu küçük kontrol bile, hayvanın sizin gibi gördüğünü varsaymanızı engeller ve pek çok koyun davranışını anlamayı kolaylaştırır.
Yüz size doğrudan ve tanıdık gelebilir ama arkasındaki görüş daha geniş, daha tuhaf ve açık arazideki yaşama çok güzel uyum sağlamıştır. Bunu bir kez bildiniz mi, koyun size biraz daha az “sana dik dik bakıyormuş” gibi, biraz daha fazla da bütün tarlayı gözetim altında tutuyormuş gibi görünür.