Hiç düşündünüz mü, İngilizce ve İspanyolca'nın neden öğrenilmesi gereken en önemli dillerden sayıldığını veya neden dünyanın en yaygın dilleri olduğunu?
Önemli noktaları göster
Cevap, sömürgeciliktir.
Birleşmiş Milletler verilerine göre, dünya genelinde sadece iki milyonun biraz altında insanın hâlâ sömürge yönetimi altında yaşadığı yaklaşık 17 özerk olmayan bölge bulunmaktadır.
Başka bir ülkenin egemenliğine ve onun sömürülmesine işaret eden sömürgecilik, tüm dünya üzerinde derin etkiler bırakmıştır. Tarihin bir döneminde, İspanya, Portekiz, Belçika, Almanya, İtalya ve Japonya da dahil olmak üzere neredeyse her ülkenin dünyanın farklı yerlerinde sömürgeleri bulunuyordu. Bu, kültürleri, ekonomileri ve politikaları üzerinde kalıcı bir iz bıraktı.
Sömürgeciliği ve insanlık tarihi üzerindeki derin etkilerini anlamak için lisedeki o popüler gruba geri dönelim. Sınıfta her zaman popüler bir grup vardır ve onların yaptığı her şey önemli sayılırken, diğerleri sadece 'popüler' olmak için onların izinden gitmeye çalışır.
Eğer birisi, tuhaf biri, önemli bir şey sunarsa, sınıfın geri kalanı bunun değerini ancak 'popüler' grup onu onaylayana kadar göremez.
Sömürgecilik küresel bir lise gibidir.
Burada, Avrupa popüler grup olur.
Diğerlerini egemenlik altına alan grup veya ulus, sömürgeci veya imparatorluk gücü olarak adlandırılırken, ezilen ulus sömürge haline gelir. Sömürge güçlerinin diğer ülkeleri kendi kişisel yararları için sömürmek adına kullandıkları bu güç oyunu—kültürlerini, dinlerini, eğitim yöntemlerini dayatmak ve kaynakları kullanmak, hatta belki de buralara kendi halklarını yerleştirmek—sömürgecilik teriminin bir örneğidir.
1914 yılına gelindiğinde, Avrupa'nın gezegen düzeyinde bir süper güç olma ve tüm dünyaya hükmetme ana motivasyonu ile dünyanın çoğunu sömürgeleştirdi. Sonuç olarak, İtalya, Portekiz, Yunanistan, İspanya, İngiltere ve Almanya gibi birçok Avrupa ülkesi sömürgeler edinmeye başladı, bu da dünyanın sömürgesel olarak bölünmesine yol açtı.
Bu durum o dönemde Asya ve Afrika'daki çoğu ülkenin sömürge haline gelmesine neden oldu. Avustralya, İngiliz yetkililerin yerleşip burayı hapishane olarak kullanabileceği bir yerleşim yeri kolonisi oldu, çünkü bu ada ülkesinden kaçmak neredeyse imkansızdı.
Her şey, Avrupa ülkelerinin yeni ticaret yolları aramaya başladığı Keşif Çağı'nda başladı; böylece Kristof Kolomb ve Vasco da Gama yeni topraklar keşfetti. Avrupalılar, yerli kabilelerin toprak mülkiyetine Avrupa’lılar gibi inanmamaları sebebiyle bu toprakları talep etmeyi başardılar.
Avrupalılar yerli kabileleri vahşi, yamyam ve barbar olarak gördü ve ticaret kisvesi altında bu yeni toprakları istila edip mülkiyet iddiasında bulunmaya başladılar.
Bu istilaları ustalıkla örtmek adına dini gerekçeler kullanıldı, o kadar ki Avrupa’nın bu görevi üstlenmesinin ahlaki bir sorumluluk olduğu iddia edildi, bu bazen Hristiyanlığın yayılmasına da yardımcı oldu.
Binlerce yıl doğanın unsurlarına tapan yerli kabilelerin, Amerika ve Afrika’daki yarı zorunlu dini dönüşümleri, bu büyük küresel dinin mürit sayısının biraz artmasına neden oldu.
Sömürgecilerin skandal derecede vahşi davranışları göz önüne alındığında, bunlar az sayıda da olsa, olumlu taraflarıyla başlayalım. Sömürgeciler kolonilerinde altyapıya, ticarete, sağlık tesislerine ve teknolojik gelişmelere yatırım yaptılar; ayrıca demokratik yönetim sistemlerinin kurulmasına ve okuryazarlığın teşvik edilmesine yardımcı oldular.
Ancak dinin örtüsü altında, yerli kabilelere karşı geniş çaplı askeri eylemler gerçekleştirildi. Örneğin, İspanyol yönetimi altında, Hispaniola nüfusu 250,000'den 15,000'e düştü. Afrikada ve sömürgeciliğe karşı isyan eden diğer sömürgelerde aynı türden savaşlar görüldü.
Hepimiz, siyah kölelik, yıllarca süren ırkçılık ve bu insanların maruz kaldığı insanlıktan çıkarma hakkında bilgi sahibiyiz.
Yerli halklar 'beyazlara' köle olarak satıldı veya savaşta asker olarak kullanıldı, özellikle dünya savaşları sırasında. Renkli insanlara beyaz kültürü, eğitimi ve dini zorla kabul ettirildi.
Sömürgecilik sadece sömürgeleştirilmiş topraklar üzerinde değil, aynı zamanda halkların zihinleri üzerinde de derin bir psikolojik etkiye sahipti. Sömürgeleştirilmiş bireyler, 'beyazlar' karşısında kendilerini aşağı gördüler, bu da özsaygılarını yıktı ve kültürlerini zehirledi.
Sömürgeciler ve sömürgeler arasında sayısız savaşın ardından, 20. yüzyılda dünya çapında bir sömürgesizleşme dalgası yayıldı ve çoğu milletin sömürge yönetiminden kurtulup bağımsız kimliklerini ilan etmelerine olanak tanıdı. 1945'te Birleşmiş Milletler'in kurulmasının ardından, tüm milletlerin topraklarını korumak ve uluslararası barışı sürdürmek için siyasi bir devrim gerçekleşti.
Ancak hala, sekiz ülke tarafından yönetilen 17 bölge dahil olmak üzere 55 koloni var ve yaklaşık iki milyon insanı sömürge yönetimi altında tutuyorlar.
Birleşik Krallık en fazla sayıda sömürgeye sahip olup, toplamda 14 denizaşırı toprağı bulunmaktadır.
Bu bölgeler şunları içerir: Anguilla; Bermuda; Britanya Hint Okyanusu Toprakları; Britanya Virgin Adaları; Cayman Adaları; Falkland Adaları; Cebelitarık; Montserrat; Pitcairn Adaları; Saint Helena, Ascension ve Tristan da Cunha; Güney Georgia ve Güney Sandwich Adaları; Turks ve Caicos Adaları; Britanya Antarktika Toprakları; ve Egemen Üs Bölgeleri (Akrotiri ve Dhekelia). Birleşik Krallık ayrıca yurt içi bağımlılıklara da sahiptir: Guernsey, Jersey ve Man Adası.
Bu bölgeler dünya haritasında sadece küçük noktalar değil, kolonizatörler için ekonomik olarak önemli bulunmaktadır. Cayman Adaları ve Bermuda kişi başına GSYİH sıralamasında ilk on arasında yer almaktadır ve Guam önemli bir bölgesel güvenlik pozisyonu sağlar. Cebelitarık ve Falkland Adaları'nın diplomatik olarak anlaşmazlık konusu olması, bu bölgelerde sömürgesizleşmeyi zorlaştırmaktadır.
Sömürgecilik, kötü ve açgözlü bir güç oyunundan başka bir şey değildir. Sömürgeciliği fiziksel, maddi anlamda sona erdirmenin ötesinde, eski sömürgelerin zihninde de bitirmek önemlidir, zira sömürgecilik, mağdurlarının anılarını ve morallerini etkilemeye devam ediyor ve birçoğu, neden olduğu dehşetleri atlatmakta zorluk çekiyor.