Bir denizanası, beyni, kalbi ya da kemikleri olmadan avını yakalayıp etkisiz hâle getirebilir. Akvaryumlarda sık gördüğünüz tür deniz ısırganıysa, bu görüntünün yarattığı bir yanılsama değildir; işleyen bir avlanma sistemidir.
Önemli noktaları göster
Önce ne yapamadığını netleştirelim. Ton balığı gibi peşine düşüp kovalamaz, köpekbalığı gibi kıstırıp kapmaz, ahtapot gibi bir plan kurup uygulamaz. Küçük balıkları, balık larvalarını ve bedeninin yanlış yerine sürüklenip değen yüzen canlıları yakalamak için bunların hiçbirine ihtiyacı yoktur.
Önemli olan da tam burada yatar. Bir denizanası, önce yüzücü sonra avcı olacak şekilde yapılmış değildir. Suda gevşekçe uzanan bir olta takımı gibidir; onu hareket ettiren bir şemsiyesi, teması yakalamaya dönüştüren uzun ve arkada sürüklenen yüzeyleri vardır.
Buradaki hayvan büyük olasılıkla bir deniz ısırganıdır ya da akvaryumlardaki yaygın denizanalarına verilen adla ona yakın bir türdür. Tür düzeyinde kesinlik bilmenize gerek yok; çünkü asıl mesele bu avlanma düzenidir: şemsiye kasılıp gevşer, tentaküllerle ağız kolları arkadan sürüklenir ve bu yüzeylere değen av, zaten ateşlenmeye hazır silahlarla karşılaşır.
Yani vücut planı işini açıkça yapar. Şemsiye, hayvanın suda sürüklenip atımlar hâlinde ilerlemesine yardım eder. Arkada uzanan tentaküller, olası temas alanını genişletir. Ağıza daha yakın yerde duran kıvrımlı ağız kollarıysa, sokulmuş avı yakalamaya, tutmaya ve içeri doğru taşımaya yardım eder.
Bu zincirin sonlarına doğru işler hızlanır. Sürüklen, değ, ateşle, felç et, içeri çek, ye. Bütün av, birkaç vuruşta bundan ibarettir.
Şimdi çoğu insanın düşüncesine takılan yere geliyoruz. Biz, bir komuta merkezinin çevresinde kurulmuş yırtıcılara alışığız: öne bakan gözler, gerilmiş kaslar, hizalanmış çeneler, karar veren bir beyin. Oysa denizanasının merkezî bir beyni, kalbi ya da kemikleri yoktur.
Sizce bir yırtıcının av yakalayabilmesi için mutlaka neye sahip olması gerekir?
İşin düğüm noktası budur. Cevabınız hız, planlama ya da bir şeyi zorla alt edecek sert bir beden ise, memelilere özgü kuralları suyun altına taşımışsınız demektir.
Denizanası çarpması, derinin üzerinde gezdirilen kızgın bir tel gibi hissedilebilir. Bu his size yararlı bir şey söyler: Hayvanın ısırmasına ya da vurmasına gerek yoktur. Sadece temas etmesi yeterlidir.
İşin can alıcı kısmı, tentaküllere ve diğer beslenme yüzeylerine yerleşmiş küçük yakıcı yapılardan, yani nematosistlerden oluşur. Bunların her birini gerilim altında bekleyen mikroskobik bir zıpkın gibi düşünün. Temas onu tetiklediğinde kapsül büyük bir hızla ateşlenir, ipliksi yapı dışarı fırlar ve zehir hedefe girer.
Tek bir yakıcı hücre küçüktür. Ama bunlardan oluşan bir yama bambaşka bir şeydir. Küçük bir canlı tentaküllere sürtündüğünde, birçoğu aynı anda ateşlenebilir. Denizanasının avı boğuşmadan durdurabilmesinin nedeni de budur.
Ondan sonra işi hayvanın bedeni sürdürür. Tentaküllerle ağız kolları, avı tutar ya da ağzın bulunduğu, şemsiyenin alt yüzündeki bölgeye doğru süpürür. Yakalama işi, tek bir kontrol odasından yönetilmek yerine bedenin geneline dağılmış durumdadır.
Burada makul bir itiraz vardır: Bir denizanası çoğunlukla sürükleniyorsa, gerçekten avlanıyor mudur? İnsani anlamda hayır. Bir önleme rotası hesaplayıp kurmaz. Ayrıca her denizanası türü aynı şekilde beslenmez; dolayısıyla bu yazı, her jelimsi deniz canlısını değil, deniz ısırganı türü düzeni ele alıyor.
Ama sürüklenmek, yırtıcılığı ortadan kaldırmaz. Bir örümcek ağı hareketsiz asılı durur, yine de sinek yakalar. Denizanası da suyun hareketini ve bedeninin konumunu aşağı yukarı aynı ölçüde gerçekçi bir biçimde kullanır. Pasif hareket, yine de etkin bir öldürme mekanizmasını besleyebilir.
Akılda tutulması gereken asıl düzeltme budur. Avlanmak her zaman kovalamak demek değildir. Denizanasında av yakalama işi, tasarıma devredilmiştir: geniş temas yüzeyleri, dokunmayla tetiklenen yakıcılar, avı hareketsiz bırakan zehir ve besini ağza taşıyan vücut parçaları.
Önce şemsiyeye bakmayın. Arkasından sürüklenenlere bakın. O uzun tentaküller süs değildir; dalgalanan ağız kolları da suda savrulan gevşek kumaş parçaları değildir. Onlar tuzağın çalışan parçalarıdır.
Bir akvaryumda denizanası görürseniz, tentaküllerin aralığına ve temasın ardından ağız çevresinde beliren yavaş toplama hareketine dikkat edin. Diziyi bir kez gördünüz mü, hayvan size artık narin bir süzülücüyü değil, sudaki küçük bir çarpışmayı yemeğe dönüştürmek üzere kurulmuş bir makineyi hatırlatır.
Denizde bir yırtıcının, bedeni teması yakalamaya çevirebiliyorsa, düşünceye, kasa ya da kemiğe ihtiyacı yoktur.